31 Mart 2010 Çarşamba

NOSTALJİ : HAYRETTİN RIDVAN'I DÖVÜYOR


Maçı çok net hatırlıyorum. Normal şartlarda 15 mart 1992 pazar günü oynanması gerekirken Galatasaray yöneticilerinin 18 Mart 1992 Galatasaray - Werder Bremen maçını düşünerek ertelenmesi için çalıştıkları ve sonucunda bu tarihe kadar ertelenen, ılık ama süper güneşli güzel bir havada oynanan derbi maçında beklemediğimiz şekilde yenildik.

Fenerbahce Teknik Direktörü Venglos 15 Mart’a kadar üst üste beş maçını kazanan takımının hızının kesileceğinden korktuğundan Federasyonu eleştirmiş ve para cezası almıştı. Galatasaray’ın başında ise o dönemde Mustafa Denizli vardı.

Fenerbahçe ilk yarıda Aykut ve Tanju’nun golleri ile 2-0 öne geçerken son dakikalarda Rambo Yusuf kendisinden bekleneni göstermiş ve kırmızı kart görüp oyundan atıldı. İkinci yarı Erdal iki gol atarak skoru 3-2 yapmıştı. Galatasaray taraftarı tam maç için umutlanacak iken Denizli, Erdal’ı kenara almış yerine ise Iorfa oyuna dahil olmuştu. Tanju iki gol daha attı ve skor 5-2'ye geldi.
Maçın 82. dakikasında olanlar için ise görüntülere bakalım.
video

Nostalji başlıklı diğer yazılar için burayı tıklayın.

29 Mart 2010 Pazartesi

GALATASARAY - FENERBAHÇE : MAÇ YAZISI

Maçla ilgili fazla yazacak bir şey yok. Maç öncesi yazdığım gibi Fenerbahçe, Galatasaray’ı durdurmak için çıktı sahaya. Bulacağı bir şans golü ile maçı tamamlamak istiyordu ve bunu başardı. Eskiden Galatasaray üstün oynadığı maçta bulduğu sayısız fırsattan yararlanamadı yazardık. Artık bulduğu iki pozisyonu gole çeviremedi yazıyoruz. Bizi asıl üzen de işlerin bu duruma gelmesi. İki Fenerbahçe maçında da inanılmaz kötü oynadık. Bu tip maçlarda daha iyi mücadele eden sahada ayakta kalan kazanır. Fenerbahçeli savunma oyuncuları çok iyi oynadı. Ali Sami Yen’de pozisyon bulamayan bir Galatasaray izlememiştik uzun zamandır.

İnanılmaz derecede sinirliyim. Galatasaray iki yıldır transfer şampiyonu olup ikinci yarı şampiyonluk yarışının uzağında kalıyor. Bu konu ile ilgili sakinleşince bir yazı yazacağım. Şimdilik sadece fotoğraflar ile yorum yapacağım.

Gecenin çirkini : Alex’e su atan gerizekalı.

Gecenin samimiyetsizi : Madem başsağlığı pankartı ile çıkacaksın niye sarı-lacivert?

Gecenin çelişkisi : Sağlığında küfür, ölünce pankart.

Gecenin özürlüsü : Bu sezon kalemize gelen her top gol olmak zorunda mı?

Gecenin ne çocuğu siz söyleyin.

27 Mart 2010 Cumartesi

GALATASARAY - FENERBAHÇE: MAÇ ÖNCESİ

Daum ilk yarıda oynanan maçta ne yaptı? Guiza, Semih, Andre Santos gibi oyuncuları kenarda oturtup mücadeleci oyuncular ile sahaya çıktı. Galatasaray'ın oyununu bozmak için forvette bile bir forvet oyuncusu değil Kazım'ı oynattı. Maçtan önce her türlü fair olmayan davranışa başvuruldu. Bu kez maç Ali Sam Yen'de. Maç öncesi gerginlik olmayacaktır. Ama Fenerbahçe'nin taktiği yine Galatasaray'ın oyununu bozma üzerine kurulu olacak. Kendilerinin oynayacak bir şeyi olmadığı için olsa gerek böyle bir taktik benimsediler ilk maçta. Maç yazısı bu kadar. Fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Tugay'ı hatırlamak için bir video koydum.

1992-1993 sezonu. Feldkamp o sezon Galatasaray'a 5 kupa kazandırmıştı. Tugay, Gütschow, Erdal, Uğur, Hayrettin, sarı forma, Fenerbahçe formasıyla Tanju. Hatırlayalım. Fenerbahçe - Galatasaray : 1 - 4

GALATASARAY'IN SEÇİMİ


Bugün Galatasaray’ın seçimi var. Ben bir taraftar olarak seçimlerle ilgilenmeli miyim? Bu konu ile ilgili bir yazı yazmalı mıyım?
Taraftarlık nedir konusundan yola çıkarsak belki de daha iyi bir bakış açısı geliştirebiliriz. Taraftarlık evrensel bir kavramdır. Biz aşkımız renk aşkı, forma aşkı. Bundan dolayı parçalı forma ve sarı-kırmızı dışında bir renkte formayı benimseyemiyoruz. Turuncu formada, mor formada gösterilen direnç içimizdeki taraftarlık duygusundan kaynaklanıyor. Sahada beyaz forma ile bir takım görünce yine parçalı giymemişler diye sitem ediyoruz. Dünyanın her yerinde takımların sembolü renkleri ile formalarıdır.


Avrupa’nın bir çok kulübünde başkanların isimleri bilinmez. Profesyonel yöneticiler kulüpleri idare eder. Bizim ülkemizde ise henüz kurumsallaşma tamamlanamadığı için aile şirketleri olan zenginler, silah kaçakçıları, mafya babaları bu işleri yürüttüler. Galatasaray ise bu sistemin dışında kalmıştır. Tarihin en önemli seçiminde Cem Uzan kongre üyeleri tarafından saf dışı edilmiştir. Belki Tükiye Cumhuriyeti’ne başbakan olacak birisi Galatasaray’a başkan olamamıştır. Lisenin refleksleri bu tür insanların Galatasaray’ın kapısından içeri girememesi konusunda en önemli güvencedir.

Seçim konusu bu bağlamda değerlendirildiği zaman taraftar ile ilişkisizdir. Bizim rengimiz sarı-kırmızı. Kimin başkan seçileceği beni niye ilgilendirsin?

Bunun aksini düşünen arkadaşlar ise ben kombine alıyorum, store’dan alışveriş yapıyorum, GS Mobile kullanıyorum, o zaman benim de söz hakkım var diyor. Bir grup kongre üyesi 25 Milyon taraftarı olan bir kulübün geleceğine yön vermemeli argumanını öne sürüyor.

İlk bakışta mantıklı gelmesine rağmen biz Galatasaray’lı olurken o dönemde kim başkandı, kaç kongre üyesi vardı, kongre üyelerinin profili nasıldı şeklinde bir düşüncemiz yoktu. Misal ben Prekazi’nin Monaco’ya attığı gol ile sarı-kırmızı renklere gönül verdim. Sabaha kadar araçlar üzerinde insanlar gördüm. Konvoy vardı adeta bayram yaşanıyordu ülkemin bütün şehirlerinde. Bir toplumu bu kadar sevindiren takım Galatasaray’dı. Hep sevindirmedi mi? Sokaklara dökmedi mi güzel yurdumun insanını? Ne mutlu ki Galatasaray’lı olmuşum. Delikanlılık dönemimde üst üste dört şampiyonluk ve UEFA Kupası üstüne bir de Süper Kupa sevinci yaşadım. Toplamda 9 şampiyonluk ve sayısız kupa sevinci tatmışım.

Bana bütün bu mutlulukları yaşatan takımdan kimler geldi kimler geçti. Hatta dün gelen habere göre birisi cezaevinde, birisi de yarın oynanacak derbide Galatasaray’a gol atmak için dua ediyor. Kişiler gelir geçer. Başkanlar da gelir geçer. Özhan başkanı yıllarca acımasız bir şekilde eleştirdik. Bugün kimin başkan seçildiğinin benim gözümde bir önemi yok. Seçilecek başkana destek vereceğiz. Sonuçta iki aday da Galatasaray’a hizmet vermek için bu göreve talip oldu. Yıllar önce olduğu gibi Cem Uzan tarzı bir isim aday olsaydı o zaman ben de Galatasaray’dan taraf olarak seçim ile ilgilenirdim. Hatta seçim sürecinde diğer aday için aktif olarak çalışırdım. Ama bu seçimde öyle bir tehlike yok. Ne Yıldırım Demirören ne Aziz Yıldırım ne de Cem Uzan gibi figürler bu kulübe başkanlık yapamaz.

Oy verme işlemi bu saatlerde başlamış olmalı. Şirketler liginde KPMG futbol takımında oynayacağım için sağlık kontrolünden geçmem gerekiyor. Birkaç ufak tefek işim var onları halledeceğim sonra da derbi saatini bekleyeceğim. Nasıl olsa seçim sonuçları açıklanınca bir telefon gelir ve sonucu öğrenirim. Ve kim seçilirse seçilsin yine kombine alacağım, Store’dan alışveriş yapacağım, formamı giyip deplasmana gideceğim. Çünkü benim rengim sarı-kırmızı.

25 Mart 2010 Perşembe

NOSTALJİ : BARCELONA GOL SEVİNCİ


Nostalji bölümünde bu kez Barcelona var. Gol sonrası ilginç bir gol sevinci. İsimler tanıdık. Bojan Krkic Nou Camp günlerine devam ederken, Eto'o Milano ekibinde Gio ise parçalı formayla mücadele ediyor.

Diğer nostalji başlıklı yazılar için buraya bakabilirsiniz.

23 Mart 2010 Salı

SİYAH FORMA


Özhan Canaydın'ı kaybettik.

Kendisini görevdeyken çok eleştirdim ama görevi bıraktıktan sonra ağzımı açmadım. Hakkında yazmadım ta ki ölüm haberini alana kadar. Artık aramızda olmayan değerli Galatasaray'lı Özhan Canaydın'ı hep iyi bir insan olarak hatırlayacağız. Bir de önerim var. Hata sonu derbiye siyah forma ile çıkalım.

13 Eylül 1991 tarihinde Metin Oktay aramızdan ayrılmıştı. Geçirdiği trafik kazası sonucu Galatasaray'lılar yastaydık. Hafta sonu oynanacak Gençlerbirliği maçı için özel olarak siyah forma hazırlandı. Bu olay ile ilgili detaylı açıklamaya bu linkten ulaşabilirsiniz.

Pazar günü Fenerbahçe maçına siyah forma ile çıkılması gündemde mi? Bu konu ile ilgili bilgisi olan var mı? Kupa Bizim bu öneriyi yönetime iletebilecek olan herkesten rica eder. Reklamsız sade siyah bir forma ile derbi maçına çıkalım.

22 Mart 2010 Pazartesi

ASLANTEPE PART III



Sabah saatlerinde eski başkanlarımızdan Özhan Canaydın’ın vefat haberiyle sarsıldık. İlginçtir ki biz öğle yemeğine bu üzüntü ile çıkarken bir telefon aldık ve bu haberin doğru olmadığını öğrendik. Evet Özhan Canaydın hayatta. Biz bu haberi yapanlar ile ilgili buradan yorum yapmayalım siz kendi içinizden tabi ki biz de kendi içimizden haber yapmayı beceremeyen bu şahıslar ile ilgili yorumlarımızı yapalım.

Yeni bir başlığımız oldu geçtiğimiz günlerde. Aslantepe. Aslında aslantepe.biz gibi bu inşaatı en başından beri izleyen bir site varken Kupa Bizim niye bu işe girişti diye düşünebilirsiniz. Bizim amacımız aslantepe.biz sitesine girip son fotoğraflara bakmak için çaba harcayacak arkadaşlara yardımcı olarak en güzel fotoları buraya koymak ve bir arşiv oluşturmak.

Aslantepe fotoları burada diye bir iddiamız yok. Fotoğraflar bu sitelerden alınıyor. Esas amaç bir arşiv meydana getirmek. Bunun için ilk fotoğraflardan başlayarak bir seri oluşturacağız.

Aslantepe başlıklı dieğr yazılar için buraya bakabilirsiniz.

6 Aralık 2007



19 Ocak 2008



22 Şubat 2008



21 Mart 2010 Pazar

TRABZONSPOR - GALATASARAY MAÇ ÖZETİ


Maçtan önceki yazımızda Servet’in son maçlarda yaşadığı konsantrasyon problemine değinmiş ve bu maça Emre ile başlamanın daha uygun olacağını belirtmiştik. Rijkaard da ilk onbirde Emre’ye görev verdi. Oyunun geneline bakarsak Emre iyi bir maç çıkardı. Son derece yerinde hamleler yaparak bizi haklı çıkaracaktı ki talihsiz bir gole neden oldu. Bu gol Galatasaray’ın bu sezon bu şekilde yediği üçüncü gol oluyor. Kadıköy’deki Fenerbahçe maçında geriden pasla çıkmaya çalışırken topu uzaklaştıramamış ve dönen top penaltı ile sonuçlanmıştı. Eskişehir deplasmanında aynı şekilde defanstan pas yaparak çıkmaya çalışırken golü yemiştik. Bu gol bize Bülent kaptanın gençlik yıllarını hatırlattı. Neyse kötü bir gol yedik.



Halbuki maça iyi başlamıştık. Gio ve Jo ile net iki pozisyon bulduk. Sonra Burak bir pozisyon yakaladı. Maç genel olarak kontrolümüzde gidiyordu. Gol yememize rağmen ilerleyen dakikalarda yine pozisyonlar bulduk. Barış boş kaleye yuvarlayamadı topu, Gio’nun şutunu yine Onur çıkardı. İkinci yarı için ümitliydik.

Fakat ikinci yarı çok kötü oynadık. Tıpkı Eskişehir maçındaki gibiydik. Hücum oyuncularının savunmaya yardım etmemesi ve bloklar arası uzun mesafelerin oluşması hem pas ritmini sağlamamızı engelledi hem de kademe derinliği sağlayamadık ve üst üste pozisyon verdik. Bu arada pozisyonlar da bulduk ama Trabzonspor’un kalecisi Onur maçın oyuncusu oldu. Pas yapamadık, savunmada çok zorlandık, orta saha üstünlüğünü rakibe verdik. Buna rağmen golleri bulabilirdik. Maç Trabzon’un hakkı mıydı? Bu soruya evet diyemeyiz ama biz de ilk yarıda oynadığımız futbolu ikinci yarıya taşıyamadık.

Duran topları çok kötü kullanıyoruz, üç taç atışından ikisi rakibe gidiyor, orta saha oyuncularımızın yetenekleri kısıtlı, deplasmanda galibiyet almakta inanılmaz zorlanıyoruz... Bu sorunlar uzun zamandır var ama bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz.

Haftaya oynayacağımız derbinin havası değişti. Şimdi çok farklı bir maç bizi bekliyor. Derbi ile ilgili hafta boyu konuşacağımız için şimdilik bu kadarla geçiştirelim.

20 Mart 2010 Cumartesi

TRABZONSPOR - GALATASARAY MAÇ ÖNCESİ


Bu akşam Fenerbahçe’nin galibiyeti ile ligdeki son puan durumu şu şekilde oluştu;

1. Bursaspor 55 P
2. Galatasaray 53 P
3. Beşiktaş 52 P
4. Fenerbahçe 52 P
Bursaspor – Denizli ve Trabzonspor – Galatasaray maçları henüz oynanmadı.

Bu maçı mutlaka kazanmak zorunda mıyız? Aslında öyle bir maça çıkmıyoruz. Ama avantajımızı sürdürebilmek için maçı kazanmalıyız. Gelecek hafta da sahamızda Fenerbahçe maçını kazanırsak Fenerbahçe ile puan farkımız 7’ye çıkacak. Bu durumda karşı yakada Aziz Başkan bizi bırakma adlı 78. taraftar yürüyüşünü izlemek durumunda kalabiliriz.

İpler bizim elimizde iki maçtan altı puan alıp Fenerbahçe’yi yarış dışına itebiliriz. Ayrıca Beşiktaş ile de puan farkımız minimum dört olacak. Ve tek rakibimiz Bursaspor Ali Sami Yen’e gelecek. Fikstür avantajı bu mudur? Budur.

Trabzon deplasmanı her zaman zor olmuştur. Ben bu kez o kadar da zor olmayacağı düşüncesindeyim. Daha önce zorlandığımız rakipler örneğin Kayserispor, Eskişehirspor, İstanbul BBS çok sert takımlardı. Hücum oyuncularımızı yaptıkları sert markajla yıldırıp oyunu daraltarak anti-futbol felsefesiyle mücadele ettiler. Trabzonspor ise bu familyadan değil. Daha yumuşak ve futbol oynamaya çalışan bir ekip. O yüzden bu yıl oynadığımız iki maçı da rahat kazandık.

Savunmada Servet yerine Emre Güngör ile başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Servet son haftalarda konsantrasyon problemi yaşıyor. Savunmada Hakan Balta’nın dönüşü hemen hissedilecektir. Rakibin en çok dikkat edilmesi gereken oyuncuları ile Colman, Alanzinho ve Selçuk. Kalecisiz oynadığımız göz önünde bulundurulursa uzaktan etkili şutlar atan bu oyunculara dikkat etmeliyiz. Eminim Neill için maç yazısında yine ayrı bir paragraf açmam gerekecek. Baros’u heyecanla bekliyorum. Haydi aslanlar.

Bir dileğim var. Lütfen parçalı.

Trabzonspor maçı demişken Hagi’yi hatırlamadan olmaz. Buyurun işte video,

19 Mart 2010 Cuma

AVRUPA LİGİNE FARKLI BİR BAKIŞ


Daha önceki çalışmamızda Şampiyonlar Liginden elenen takımların önceki adıyla UEFA kupasında yaşadığı konsantrasyon sorunu nedeniyle erken elendiklerini belirtmiştik. Önceki yazımız burada.

Bu sezon ise önceki yılların aksine Şampiyonlar Liginden elenerek yoluna Avrupa Liginde devam eden takımlar 3. turda fire vermedi. Sekiz takımdan yedisi yola devam dedi. Tek elenen takım da diğer bir Şampiyonlar Liginden gelen takım olan Liverpool’a elendi.

4. tur maçları dün oynandı. Juventus, Wolfsburg, Marsilya, A.Madrid, Liverpool, Rubin Kazan, Standard Liege Şampiyonlar Ligi orjinli takımlar olarak sahaya çıktılar.

Sonuçta Juventus, Marsilya, Rubin Kazan elendi. Son sekiz içinde hala dört tane Şampiyonlar Liginden gelen takım var.

Çeyrek final maçları sonucu Şampiyonlar Liginden elenip Avrupa Ligine devam eden takımlar erken elenir efsanesi devam edecek mi?

Eşleşmeler :
Fulham - Wolfsburg
Hamburg - Standard Liege
Valencia - Atletico Madrid
Benfica - Liverpool

18 Mart 2010 Perşembe

DÜNYA KUPASI ANILARI 11

video

1986 Dünya Kupası Maradona'nın attığı gollerle hatırlanacak. İngiltere'ye eliyle attığı gol ve yirminci yüzyılın en güzel golü ile. Yıllar sonra Maradona'nın 175. veliahtı Messi de benzer bir gol attı. İki golü karşılaştırınca benzerlik çok net. 2010 Dünya Kupasında Arjantin Milli Takımı klasik forması ile birlikte 1986 Dünya Kupasında giydiği formayı ikinci forma olarak seçti.



Teknik Direktör Diego Armando Maradona. 10 Numara Messi. Arjantin kupa bizim diyebilecek mi?

GALATASARAY - MANCHESTER UNITED : 3 KASIM 1993


Yine en sevdiğim bölümlerden birisi olan Unutulmaz Gazete Manşetleri’ndeyiz. Elimizde 3 Kasım 1993 tarihinde oynanan Galatasaray – Manchester United maçı sonrası gazete manşeti var.

Şampiyonlar Ligi ön eleme karşılaşması. Şampiyonlar Liginin Şampiyonlar Ligi olduğu zamanlar. O dönem sekiz takımla oynanıyordu Şampiyonlar Ligi. Elemelere ise sadece lig şampiyonları katılabiliyordu. 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe ilk sekize kaldığı için karşı yakada yaşanan sevinç aklıma geliyor da… Komik.

Galatasaray 1988-1989 sezonunda yarı final, 1993-1994 ve 2000-2001 sezonlarında ise çeyrek finalde elenmişti.

Eski zamanlarda bu tür zaferler sonrası saatlerce kutlama yapılırdı. Hatırladığım en eski kutlama Monaco maçından sonra yapılmıştı. Prekazi’nin attığı golle başlamıştır sarı-kırmızı sevdam. Genç neslin Galatasaray’lı olmasında 1989 yılındaki yarı final ve 1993 yılındaki Manchester zaferlerinin etkisi büyüktür.

Biraz maçtan bahsedelim. Deplasmanda oynanan maç 3-3 sona ermişti. Ali Sami Yen’de 0-0 bize yetiyordu ki maç da golsüz sona erdi. Son derece gergin bir maç olmuştu. Eric Cantona kırmızı kart görmüş maç sonunda polislerle kavga etmiş kafasına cop yemişti. Hakan Şükür yine çok gol kaçırmıştı ama son saniyelerde bile otuz kırk metrelik deparlar atıyor Manchester savunmasını zorluyordu. Futbolcular maçtan sonra ağlamıştı. Biz ağlamıştık.

Diğer Unutulmaz Gazete Manşetleri için linki tıklayın.

16 Mart 2010 Salı

GALATASARAY CEZA ALACAK MI?


Galatasaray - Ankaragücü maçının bitiminde talihsiz bir olay yaşandı. İki taraftar arasında çıkan kavga sonrası taraftarlardan birisi kendisini kurtarmak için alt tribüne inmeye çalışıyor ama düşerken kafasını çarpınca yaralanarak hastaneye kaldırılıyordu.

Olayın basına yansıması farklı şekillerde oldu. Yaralanan taraftarın Beşiktaşlı olduğunu söyleyenler bile vardı. Bir yığın saçmalıktan sonra Gürcan Bilgiç de bugün Galatasaray'ın ceza alması gerektiğini ve bunun örnekleri olduğunu yazmış. Örnek olan olaylar Olimpiyat Stadında oynanan Fenerbahçe - Everton maçında bir taraftarın silahla yaralanması (Aziz Yıldırım olay ile ilgili silah stad dışından ateşlendi demişti) ve İnönü Stadında bir taraftarın bıçaklanarak öldürülmesi.

Bu olayların ilkinde bir maç seyircisiz oynama cezası diğerinde ise ölüm olduğu için üç maç ceza verildi.

Şimdi değerlendirmemizi yapalım. Ceza verilen olaylarda kullanılan bir silah ve bir bıçak var. Ali Sami Yen'deki olayda ise yumruk yumruğa bir kavga söz konusu. İlk olayda bir taraftar silahla vuruluyor ikincisinde ise bıçaklanarak öldürülüyor. Görüntüler için linki tıklayın. İzlediğiniz gibi ortada bir kavga var. Daha fazla hırpalanmamak için taraftar alt tribüne atlamaya çalışıyor ama tutunamadığı için yere düşüyor.

Her tribünde taraftarlar arasında kavga olmuyor mu? Daha geçen günlerde İnönü Stadyumunda özenle yerleştirilmiş Başkanın Adamları herkesi dövüyordu. Fenerbahçe tribünlerinde Sefa ve ekibinin yarattığı terör hepimizin hafızalarında.

O zaman gelecek yıl Fenerbahçe-Galatasaray derbisinden önce bir grup Galatasaraylı Kadıköy'e gider bir Fenerbahçeli taraftarı aşağı atar biz de derbiyi seyircisiz oynarız. Şaka yapmıyorum bu olur.

İki kişi kavga etti, taraflardan birisi de düşüp kafasını kırdı diye hiçbir kulübe ceza verilemez. Kimse merak etmesin akşam saatlerinde müthiş bir İştahla ''Galatasaray PFDK'ya sevkedildi'' şeklinde dakikalarca altyazı geçenler umduğunu bulamayacak. Para cezası ile bu konu kapanır.

Demek ki derbi ile ilgili karşı yakada panik var. Şimdi daha da bi rahatladım. Ayva çiçek açmış, bekleriz Ali Sami Yen'e...

ASLANTEPE MAKET


Yeni bir başlığımız var artık.

ASLANTEPE

Yeni stadımız ile ilgili yeni fotoğrafları ve diğer gelişmeleri buradan izleyebilirsiniz.

TOKİ'nin son açıklamasına göre stadın açılır kapanır çatısı kesinlikle Y A P I L A C A K.

İşte son maketler. Harika bir stad olacak.

BEKLİYORUZ...

Not : Fotoğraflar aslantepe.biz'den alınmıştır.


15 Mart 2010 Pazartesi

14 Mart 2010 Pazar

GALATASARAY - ANKARAGÜCÜ : MAÇ YAZISI


Bir gün önce Ankara deplasmanında Fenerbahçe’nin puan kaybetmesi akıllara 2 hafta önceki Kasımpaşa maçını getirdi. Yine Fenerbahçe puan kaybetmiş biz de Ali Sami Yen’de maça çıkıyorduk. Heyecanla beklemeye başladık.

Öncelikle Galatasaray’ı yeniden parçalı formayla görmek bizleri çok mutlu etti, buradan Ali Sami Yen’de parçalı forma dışında forma giymeye karar verenlere duyurulur.

Kalede Leo, savunmada Sabri – Servet – Neill- Caner, orta sahada Barış – M.Sarp – Elano, hücumda Gio – Jo – Keita onbiri ile maça başladık. İlk dakikadan itibaren hücum presin en iyi örneklerini verdiğimiz Kasımpaşa maçındaki gibiydik. Neill’in akıllıca pası ile Keita pozisyonu hazırladı ve Jo ile golü bulduk. Henüz 3. dakikada öne geçtik. Neill’in goldeki payı büyüktü. Büyüksün Neill. Bu adama hayranlığımı her maç yazımda belirtmek zorunda mıyım? Keita pozisyonu kovaladı ve Jo işi bitirdi.

Golden sonra akıllara acaba kontrollü oyunu oynayabilecek miyiz sorusu geldi. Oynadık. Rakibin topla oynamasına izin verdik ama asla 3. bölgeye geçmelerine müsaade etmedik. Yaptığımız presle oyunlarını bozduk. Yine Gio ile başlayan pres Keita’da sanat eserine dönüştü. Sen nasıl bir adamsın Keita? Topu kaptı rakibinden kurtardı tamam da kalecinin üzerinden topa yaptığı yumuşacık dokunuş ve tekrar ikili mücadele ile topu içeri atması. Son pozisyonda rakip oyuncu Keita’nın boynunu tutuyordu sanki bir boğa ile insanın mücadelesi vardı Ali Sami Yen çimlerinde. Her zaman derim Keita fantastik bir oyuncu, birkaç maç kötü oynayınca harcamayın.

Maç ile ilgili fazla konuşacak bir şey olmadığına göre biraz konuyu dağıtalım. Birisi bizim oyunculara taç atmayı öğretsin. Lütfen… 2 taç atışından birisini mutlaka rakibe teslim ediyoruz. İnanılır gibi değil.

Ankaragücü’ne gelirsek 2005 yılında ayrıldığım ve bir daha adım atmadığım Ankara’nın hiç değiştiğini sanmıyorum. Ama Ankaragücü çok değişmiş. Gecekondu’nun takımı Gökçek’lerin oyuncağı olmuş. Başkentin tek futbol takımı da Gökçek’lerin eline geçmişse artık Başkent için futbol olayı bitmiştir. Ankaraspor orjinli oyuncular ve devre arası alınmış fason yıldızlar ile bezenmiş takım kağıt üzerinde iyi ama sahada birbirinden kopuk oyuncular topluluğuna benziyor. Onbir tane birbirini tanımayan beraber hiç idman yapmamış oyuncuyu sahaya çıkarsanız eminim daha iyi bir yardımlaşma ve kolektif bütünlük sergilerler. Öğrenciyken maçlarını gecekondu tribününde izlediğim şehrin tek futbol ekolü olan takımı şimdi ne hale gelmiş. ‘Ankara Kümeye’ tezahüratına katılmadım dersem yalan söylemiş olurum.

77. dakikada Baros oyuna girerken tek isteğim onun bir gol atmasıydı. Uzatma dakikalarında golle buluşunca gol sevincimi biraz abarttığımı fark ettim çünkü herkes bana bakıyordu :). Çok özledik seni Baros.

Keita’nın gecesiydi. Neill’in ilk golde attığı harika pasın benzerini bu kez uzatma dakikalarında yakalayıp Baros’a attırdığı golde iyice büyüdü Fildişili oyuncu. Sabri çok iyi işler yaptı. Neill, Jo ve Elano’yu da tebrik etmek lazım. Çok iyi mücadele ettiler.

Neill’in M.Topal, M.Sarp, Barış gibi orta saha oyuncularımızdan daha iyi top çıkardığına sevinsem mi üzülsem mi kararsızım. Siz de dersiniz?

Sabri takım kaptanı olarak çıktı sahaya. Pek yakışmadı. Nasıl derler üzerinde iyi durmadı işte. Cüneyt, Tugay, Bülent ve Hakan’dan sonra Arda yakıştı kaptanlığa ama Sabri olmadı.

İSTANBUL BBS - DİYARBAKIRSPOR MAÇ YORUMU


Geçen hafta maç sonunda Diyarbakırspor Teknik Direktörü Güvenç Kurtar '' Bu maç Olimpiyat Stadında olsaydı böyle olmazdı, Olimpiyat Stadında tribünler sahaya uzak ama malesef bizim stadımızın şartları böyle'' demişti.

Bu hafta Olipiyat Stadında oynanan İstanbul BBS - Diyarbakırspor maçı İstanbul ekibinin attığı golden sonra Diyarbakırspor taraftarlarının sahaya girmesi ile yine tatil edildi. Futbolcu ve hakemler kaçarak kendilerini kurtardılar.

Yorum yapmayacağım sadece bir sorum var. Su atılan maçta stadı beş maç kapatılan bir takımın taraftarıyım. Geçen hafta sahaya taş yağdıranlara üç maç saha kapatma cezası verdiniz. Bu denklemi bana bir anlatabilir misiniz?

BARCELONA TARİHİ


Eray Sözen yazmış,
link burada

Eray'ın yazılarını takip edenler bilirler her zamanki gibi harika bir yazı olmuş.

13 Mart 2010 Cumartesi

ANNELER LİGİNE DÖNÜŞ


Hafta içinde yine O.Lyon’a elendi Real Madrid. A.C. Milan ise sahasında yenilerek şansını kaybetmiş bir şekilde çıktığı Old Trafford stadında 4 gol yiyip annesinin ligine döndü.

Durum bundan ibaret. Yıllar önce Galatasaray Şampiyonlar Liginde oynarken Hıncal Uluç ‘siz hala annenizin liginde mi oynuyorsunuz?’ başlıklı bir yazı yazmış, olay olmuştu.

Dün akşam Inter Milan, Catania deplasmanından puansız döndü.

Serie A’da son durum: Inter Milan 59 P, A.C. Milan 55 P.

A.C. Milan sahasında Chievo’ya karşı kazanırsa zirveye iyice yaklaşacak.

Real Madrid ise geçen hafta averajla liderliği ele geçirmişti. Artık onlar için tek hedef lig şampiyonluğu.

Benim görüşümü sorarsanız İspanya’da Barcelona, İtalya’da ise Inter Milan şampiyon olur. Real Madrid ile A.C.Milan'ın daha çok işi var.

12 Mart 2010 Cuma

ASLANTEPE SPOR KOMPLEKSİ AÇILINCA


Onur Erkan yazmış,
Aslantepe tamamlanınca;

Güntekin: Evet hocam.(Mütemadiyen)

Erman: Şansıaal, bu stat hani böyle hatun olur ya cillop gibi, taş gibi dersin hani. Böyle ay gibi parlar...

Şansal: Aman hozam!...Ama hozam, stat da stat be!

Ahmet Çakar: Türk-Telekom-Arena stat-değil!Bakın stadyum değil demiyorum, stat değil diyorum... Ben de yorumcu değilim zaten... İyi değilim?!!...

Sinan Engin: Şimdi bizim de böyle bi proje vardı Serhat, zamanında..Yani oluyo böyle şeyler..Olmaz değil de biz şeyedemedim işte, yapamadık biz...

Serhat Ulueren: Sevgili seyirciler, Galatasaray'da şok etkisi yaratacak, Galatasaraylıları yakından ilgilendirecek bir dosyamız var birazdan..Vtr hazır mı?Girelim.. (ŞOK ŞOK ŞOK!!!11..Galatasaray'ın yeni stadının dış cephe boyalarını yapan işçilerin ailesi Fenerbahçe'li çıktı!)

Hıncal Uluç: Ben böyle şey görmedim Haşmet... Koskocaaağ, Galatasağray Camia'sı, nasıl mahkum olur bu stata aklım almıyor!! (Derin sessizlik) Yani sen 20bin kişilik caağnım Ali Sami Yen'i ver...Yerine bu 52bin kişilik şeyi al, akıl alır gibi değil!.. (Mantıksızdır, ama kimse ses etmez)

Fuat Akdağ: Eveth...(kağıtlara bakar, tekrar kameraya döner) Kısa bii.. Reklam.. Aramız var..

Küçük Hakan: Şimdi bunlar bizim dönemimizde yapılmadı, vefasızlık yapıldı bize. Galatasaray takımı ve özellikle Arda dikkat etmeli, yabancılar kullanmamalı çok fazla duşları.

Sergen: Ya...hımpfs...şimdi Galatasaray takımı öyle çok iyi değil ki...hımpfs..neden yani şimdi bu takım?Stat?Yani ben söylim öyle çok güzel bi stat da değil..Biz giderdik deplasmana ne statlar var..hımpfs...

Sürer...

Sonuç olarak;

Maldini(herhangi bir üyesi) : Bu statda 52000 kişi olduğuna beni kimse inandıramaz.

TÜRKİYE'NİN SEMBOLÜ ARDA TURAN


Londra'da bir Nike mağazasında Türk Milli takımının ürünlerinin satıldığı bölüme bakınca Arda Turan'ı görüyoruz. Sahi bu takımın en yetenekli ve popüler futbolcusu varken sahada hakeme saldıran, tribündeki gazetecilere kol hareketi yapan, basın mensuplarını tehdit etmekten çekinmeyen bir futbolcu neden kaptanlık yapar?

11 Mart 2010 Perşembe

GALATASARAY NOSTALJİ : MUSTAFA DENİZLİ & FATİH TERİM


1983-1984 sezonunda Mustafa Denizli Galatasaray forması giymişti. Futbol hayatını Galatasaray’da noktalayan Denizli’nin Galatasaray günlerinden bir kare. Fatih Terim ile 1 yıl beraber oynadılar. Teknik Direktör Tomislav Iviç’ti. Sezonu üçüncü olarak tamamlayan Galatasaray ertesi sezon Derwall’i getirdi Alman Milli Takımından.

Denizli tam 18 yıl Altay forması giydikten sonra 34 yaşında geldi İstanbul’a. 1 sezon oynadıktan sonra Derwall’in yardımcısı olarak çalışmış Derwall ayrılınca da Galatasaray teknik direktörü olmuştur. Denizli’nin Galatasaray macerası pek konuşulmaz ama tam 4 yıl Galatasaray teknik direktörlüğü yapmıştır. 1987-1989 ve 1990-1992 yıllarında.

Nostalji başlıklı diğer yazılar için burayı tıklayın.

10 Mart 2010 Çarşamba

İBRAHİM ÜZÜLMEZ KİMDİR?


Anıl Benli derlemiş;

İbrahim Üzülmez iyi oynuyorsa, Beşiktaş mutlaka kazanır.

Diğer oyuncuların mevkileri zaman içinde değişir, hatta oyuncuların kendisi bile değişir ama İbrahim Üzülmez hep oradadır, sabittir. Gündelik hayatında da hep sol çizgidedir. Emekçidir.

İbrahim Üzülmez, kaleye şut çektiğinde kendisi de bilir ki gol olmaz. amacı kaleciye çarptırıp sekerse gol attırmaktır. İstisnası; sağ ayakla Galatasaray'a attığı goldür. Sağ ayağına hükmedemez. O ayak tanrının ayağıdır. Her zaman sağ ayağıyla daha düzgün orta açmasının nedeni de budur.

İbrahim Üzülmez, görev adamıdır. Akıllıdır. topunu oynar, terlik fırlatır. Seyirciyle profesyonel ilişkisi vardır. Toraman'ın kankası değildir. Starbucks nedir bilmez. Evinde Türk kahvesi içer.

İbrahim Üzülmez, baba adamdır. saçları 70lerden bir demettir. Geçmişe özlem duyar. 2010 kadrosunda en Beşiktaşlı duran adamdır. Adam gibi adamdır.

Eskiden İbrahim Üzülmez orta açabilseydi, Real Madrid'de Roberto Carlos yerine oynardı. Şimdi Roberto Carlos onun kadar koşabilse, belki İbrahim Üzülmez'in yedeği olabilir.
İbrahim Üzülmez kendi kendinin sağından atıp solundan geçebilir.

Yattara, maç sonu kolbastı oynar. İbrahim Üzülmez'in oyun stili bizzat kolbastıdır.

İbrahim üzülmez sizin olduğunuz yere orta açmak zorunda değildir. Siz İbrahim'in orta açtığı yerde bulunmak zorundasınız.

Türkiye'de solu bırakmayan iki kişiden biri Deniz Baykal ise diğeri İbrahim Üzülmez'dir.

KEWELL & ALİ SAMİ YEN : İLK TEMAS



Kewell Ali Sami Yen’e ilk kez çıkıyor.

Yüzündeki ifadeye bakar mısınız?

Yıllar sonra taraftarın sevgilisi olacağından habersiz nasıl bir korkuyla çıkmış.

Stay With Us Kewell.

Diğer nostalji başlıklı yazılar için linki tıklayın.

8 Mart 2010 Pazartesi

Eskişehir - Galatasaray : Galatasaray Neden Kaybetti?


Galatasaray maça Leo - Sabri-Neill-Servet-Caner – Ayhan-M.Topal-Elano – Arda-JO-Keita onbiri ile maça başladı. Geçen haftanın formda oyuncusu Gio sahada olmayınca şaşırmadık dersek yalan olur. Neyse ki ikinci yarıda oyuna girerek fark yarattı.

Eskişehirspor Rıza hocanın alışageldik oyun mantalitesini benimsemiş bir takım. Rakibin etkili silahlarını sert markajla kilitleyerek oyunu sahasında sıkıştırıp ani hücumlarla gol arayan bir anlayış ile sahaya çıkıyorlar. Arda ve Keita’yı durduran Eskişehir takımı Jo ile de adam adama oynayıp anti-futbol mantalitesini başarılı bir şekilde uyguladılar. İlk yarı son derece sıkıcı geçiyordu ki Elano’nun Xavi’vari pası ile JO mutlak gol pozisyonunu kaçırdı. Aslında kaleci yere yatmıştı ve çok rahat bir vuruşla golü yapabilirdi. İlerleyen dakikalarda Keita’nın güzel şutunu kaleci harika çıkardı. İlk yarı golsüz sona erecekti ki Galatasaray savunması pozisyon üretememiş ilk yarı boyunca şut atamamış Eskişehir takımına pozisyon yarattı ve Koray da topu eli ile önüne alıp golü attı.

İnanılır gibi değil. Bir hakem o pozisyonda nasıl devam kararı verebilir. Mehmet Topal, Caner ve Servet işbirliği ile Eskişehirspor ilk yarıyı önde kapattı. İkinci yarının hemen başında yine Koray topla kaleye doğru dikine ilerlerken sarı-kırmızılı stoperler geri geri kaçıyordu. Ön liberomuz Mehmet de müdahele etme zahmetine girmeyince Eskişehir’in ikinci golü geldi. Kalede zaten bir kaleci olmadığı için gelen her top ağlarla buluşuyor.

Sonraki dakikalarda oyun tam da Rıza Hocanın istediği kıvama geldi. Galatasaray pozisyonlar buldu penaltıdan attığı golle farkı da bire indirdi ama olmadı. Rakip iki kez gelip golleri sıralarken başka bir sonuç da beklememek lazım. Karşınızda anti-futbol felsefesinde bir takım var. Orta saha oyuncularınız Ayhan ve Mehmet Topal olumlu pas kullanamıyor, bekleriniz top kaybı konusunda onları aratmıyor ve üstüne üstlük kalecisiz oynayan bu takımın kazanması mümkün değildi.

24 lig, 6 ZTK, 14 Avrupa Kupası maçı oynamasına rağmen hala Galatasaray’da eksik kalan bir şeyler var. Rijkaard istediği oyunu bu takıma oynatamıyor. Bunda oyuncuların yeteneklerinin kısıtlı olması en önemli etken. Topu savunmadan alıp ileri taşıyacak pas ritmini sağlayacak oyunculara ihtiyaç var. Bu isimler Ayhan, M.Topal veya M.Sarp değil.

İki yılda Eskişehir deplasmanında sıfır puan, Kayseri deplasmanında iki puan, Bursa deplasmanında sıfır puan, Kadıköyde sıfır puan, İnönü’de 1 puan almışız. Şimdilik maçla ilgili bu kadar daha sonraki yazımda teknik konular ile ilgili detaylı bir analiz yapacağız.

7 Mart 2010 Pazar

UNUTULMAZ GAZETE MANŞETLERİ : BUNLARA BİR ÇAKMAK LAZIM


En sevdiğim bölümlerden 'Unutulmaz Gazete Manşetleri' bölümünde bu kez 2008 Avrupa Şampiyonası Çeyrek Final maç günü Fanatik manşeti var.

Çeyrek finalde Hırvatistan ile oynuyoruz. Euro 96'da acemice kaybettiğimiz Hırvatistan maçı ile ilişkilendirilip atılabilecek en saçma başlıklardan birisini seçmişler. İnanılır gibi değil. Gazetenin sağ tarafında da Guiza haberi var:)

Diğer Unutulmaz Gazete Manşetleri için linki tıklayın.

6 Mart 2010 Cumartesi

Diyarbakırspor - Bursaspor : Maç Yorumu


İlk maçta Bursa tribünlerinde Türk bayrağı açılıp 'PKK dışarı' tezahüratı yapıldı. Karşılığı Diyarbakır'da İstiklal Marşı'nı ıslıklamak oldu. Hakemin kafasına taş atıldı ki öyle atılan bir taş değil söz konusu olan, görüntüleri izleyenler gördüler resmen bir taş yağmuru vardı Diyarbakır stadında.

Herkes bu konu ile ilgili birşeyler yazmış. Ben yazmak istemiyorum. Diyarbakır cezaevinde yaşananlar, Diyarbakır-Altay maçı ve daha bir çok konudan bağımsız değerlendirilmesi mümkün olmayan bir hadise ile karşı karşıyayız. Fenerbahçe stadında hakemin kafası yarıldı ama dikiş attırıp maça çıkardılar. Yani bunun için yazı dizisi lazım. Ne yazsam eksik kalacak.

Böyle olayların önüne geçilir. O kadar da zor değil.

Hala akşam spor programlarında Diyarbakırspor ligde kalmalı muhabbeti yapılıyor. Niye kalsın? Ben adaletten,hukuktan,demokrasiden uzaklaşırsam ne olacak bunca yıl savunduğum değerler? Herkes cezasını çekecek. O zaman muasır medeniyetler düzeyine gelebiliriz. Diyarbakır için futbol sadece futbol değil demek asıl cehalettir. O kadar kızgınım ki daha fazla bir şey yazmayacağım.
Related Posts with Thumbnails